10 Şubat 2012 Cuma

Kimliğimi Arıyorum..."Cennet Ayaklarımın Altında mı Yoksa Sofrada ki Yerim Öküzden Sonra mı Geliyor"

Çok uzun zamandır içimi acıtan, hep takip ettiğim, konuşmak yerine çözüm üretmeye çalıştığım bir konuyu paylaşmak istiyorum sizlerle. Belki biraz daha farkındalık yaratabilmek amacı ile.

Ben kadınların ağırlıkta olduğu bir ailede büyüdüm. Kimi meslek sahibi, kimi ev kadını olan, ancak hepsi de güçlü, ayakları üzerinde durabilen, ailelerini yöneten kadınlar. Hiçbir zaman kız çocuğu ya da kadın olmam nedeniyle sınırlar, yasaklar koyulmadı önüme. İyi bir eğitim aldım, bir zamanlar çok sayıda kadının( içlerinden biri de bendim) yöneticilik yaptığı devletin önemli bir kurumunda çalıştım. Öyle bir kurumdu ki, kriz dönemlerinde gece, gündüz, hafta  sonu demeden erkeklerle dirsek dirseğe çalışırdık. Ama aradan zaman geçti, toplantı masasında kadın olduğunuz için gözlerinize bakarak konuşulamayan, yanınızdaki uzman yardımcısı erkek olduğu için onunla muhatap olunan günlere geldik... Hayatımda ilk kez KADINSIN, ZARARLISIN dendi bir anlamda.

Hiçbir zaman feminist olmadım, her zaman önce İNSAN olmak gerektiğine, kendimizi İNŞA ederken hangi değerlerle inşa ettiğimizi önemsedim.

Ama şimdilerde tüm bu yaşananları kaldıramıyorum artık... O nedenle soruyorum...Sizler, bu toplumu oluşturan tüm bireyler, bir kadını nasıl tanımlıyorsunuz, nasıl konumlandırıyorsunuz...
Babaların, ağabeylerin, akrabaların tüm namusu küçücük bir kız çocuğu ya da seven bir genç kız ya da artık gördüğü şiddete, açlığa,yoksunluğa dayanamayan bir kadın üzerinden mi tanımlanmaktadır. Nedir bu NAMUS...Sadece kadınların korumasına verilmiş NAMUS. Uğruna hayatların yok edildiği, kolaylıkla her türlü şiddetin uygulanmasını normalleştiren.

Kadın olmak, ne kadar güzel olmak mıdır, ne kadar genç kalırsak o kadar güzel miyiz?  Ne kadar zayıfsak o kadar kadın mıyız, ne kadar selülitimiz azsa o kadar  mı kabul görüyoruz ?  Alın size bir başka kadın tanımı. Biz bir eşya mıyız, birileri bizim değerimizi, kilomuzla, kırışıklıklarımızla, selülitlerimizle ölçüyor.  Çocukluğumuzda selülit diye bir kavram varmıydı... Seksi olmak, ne demek ? Biz bir arzu nesnesi miyiz? Dekolten ne kadar derin, eteğin ne kadar kısa ise o kadar varsın(!)  Bu da işin bir başka boyutu, açın kadın dergilerini, bakın içinde anlatılanlara, verilen mesaj güzel ve seksi ol. Sürekli dışını süsle...Dışını, görünüşünü, nasıl göründüğün çok önemli... Aklını geliştirmişsin, kişiliğini güçlendirmişsin kimin umurunda.

Her iki durumda da metalaşmış bir kadın örneği var aslında.  Yapılan tüm reklamlarda satılmak istenen herhangi bir objenin yanında mutlaka bir kadın vardır. Gayet modern görünen bir kadın, ama bizim biliçaltımıza verilen mesaj iki objedir aslında. Eğer bir meta ise kolaylıkla, kendinden 30 yaş büyük birisine de satılabilir o zaman . Ne gam...

Bize bakan gözler kendi zayıflıklarını güçlendirmek, kendi nefslerini terbiye etmek yerine sesimizle, saçımızla, eteğimizle, ayakkabımızın topuğu ile uğraşıyorlar. Bizi bir insan gibi görmek yerine, bize cinsel anlamlar yüklüyorlar. Günaha soktuğumuzu, yoldan çıkardığımızı düşündükleri için kumaştan poşetlerin içine sokmaya çalışıyorlar... Kadın, KÖTÜ, ZARARLI...O zaman bu zararlı yaratığı nasıl yok ederim...

Bu mudur KADIN OLMAK...Bize biçilen değer bu kadar mı sizce...