24 Temmuz 2011 Pazar

Ertelememek...



Siz hiç beklemediğiniz bir anda sevgi dolu bir e-posta, bir telefon aldınız mı...Hani; sadece sesini duymak için aradım ya da seni düşündüm, bir mesaj atayım dedim, seni özledim diye başlar.  Bazen o kadar doğru bir zamanda gelir ki, bizi bir anda bambaşka bir noktaya taşır.

İçinde yaşadığımız dünyanın koşulları giderek ağırlaşıyor. Giderek birbirimizi çok daha az arar sorar olmadık mı sizce.  Hep meşgulüz, hep yetişilmesi gereken başka başka konular, başka işler var.  Önceliklerimiz hep başka.

Bazen işyerimizde sorunların zirveye çıktığı bir anda, gündelik hayatın sıkıntıları ile boğuşurken ya da kendimizi bıkkın, mutsuz hissetiğimiz bir anda sesini duymak için aradım, nasılsın diyen bir telefon hangimize iyi gelmez ki.

Bizde deriz ki; ben de seni arayacaktım, ben de çok özledim ama FIRSAT BULAMADIM...İlk fırsatta görüşelim, bir kahve içelim...Karşılıklı sözlerle vedalaşılır...Ama yine günlük koşuşturmalara dönülür ve biz yine ERTELERİZ aramayı, unuturuz...Hep ÇOK ÖNEMLİ işlerimizin peşinde koşturur dururuz.

Çok yakın bir arkadaşım, bir arkadaşını ısrarla iki yıl boyunca ayda bir kez düzenli aradı. Arkadaşı, hep çok meşguldü.  Arkadaşım galiba onu kırdım diye düşünmeye başladı, çünkü bir anlam veremiyordu: Bir insan bir telefon açmak için nasıl zaman bulamazdı.  Basit bir hatır telefonu insanın kaç dakikasını alabilirdi ki?

Hep erteliyoruz öyle değil mi? Bazen bir şeyleri söylemeyi o kadar çok erteliyoruz ki, aklımız başımıza geldiğinde o kişi hayatımızdan çıkmış gitmiş oluyor ve bazen yerine döndürebilmek de mümkün olamıyor.

Peki siz ne durumdasınız, aranacaklar listeniz her geçen gün biraz daha kabarıyor mu...Bilmem hiç düşündünüz mü  ama, birini aramak, mesaj atmak, onu düşündüğünüzü hissettirmek aynı zamanda bize de çok iyi gelecektir. Eh o zaman neden bekliyoruz ki ?








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder