30 Temmuz 2011 Cumartesi

Frekanslarımızı Ayarlamak.


Radyo dinlemeyi hepimiz severiz.  Sabah uyanır uyanmaz radyonun düğmesine uzanır elimiz ya da işe gitmek için arabamıza bindiğimizde mutlaka radyoya uzanır ellerimiz.  Belki de siz televizyon severlerdensiniz.  Sabah uyandığınız anda açılıp, ancak yatarken mi kapatılır televizyonunuz.  Belki de çok güzel bir cd kolleksiyonunuz var ve oradan seçtiğiniz, sizin için muhteşem olan müzikleri dinliyorsunuz.  MP3 çalarınıza istediğiniz, sevdiğiniz müzikleri yükleyerek onları dinlemiyor muyuz.

Radyoyu dinlerken genelde sevdiğimiz kanallar vardır, onların çaldığı müzikler bize hitap eder. 91.2, 95.8, 100.5...Zaman zaman severek dinlediğimiz bu kanallarda bile o andaki ruh halimize çok uygun olmayan bir şarkı çaldığında, hemen başka bir frekansa, başka bir dalga boyuna, başka bir kanala geçeriz. Ne kadar kolaydır bunu yapmak... Tek bir dokunuş...Televizyonda da aynı şey söz konusu değil mi...Bu programı sevmedim, nerede uzaktan kumanda, bize uygun seyredilecek bir şeyler bulalım deriz ve başka bir frekansta yayın yapan başka bir kanala geçiveririz. Basit bir frekans değişikliği, sevmediğim, beğenmediğim şarkıdan beni bir anda kurtarıverir, katlanmak zorunda kalmam. Ne büyük kolaylık değil mi ?

Peki kendimize baktığımızda bu durum neden bu kadar kolay olmuyor sizce, bunu zorlaştıran şeyler neler olabilir sizce.  Evet, tahmin ettiğiniz gibi düşüncelerimizin frekansından bahsediyorum...Gerçekten düşüncelerimizin dalga boyunu değiştirmek zor mu sizce.

Sahip olduğumuz her bir düşüncenin kendine ait bir enerjisi var ve bu enerji bizim bedenimizi, duygusal durumumuzu, ilişkilerimizi ve zamanı, her şeyi etkiliyor.  Radyoda dinlediğimiz güzel, neşeli bir şarkı bizi nasıl da keyiflendirir, bir anda kendimizi  şarkıya eşlik ederken buluruz.  Güzel bir komedi filmi izlerken, gülmekten koltuktan düşecek noktaya geliriz.

Bir de bunun tersini düşünelim, çok acıklı bir şarkı dinliyoruz, birden sanki bedenimizde ki yaşam enerjisi çekilir ve kendimizi derin bir hüzün bulutunun içinde buluveririz.

Hangisi gerçek sizce...

Düşüncelerimiz de aynı mantıkla çalışır...Olumlu düşüncelerin üzerimizde bıraktığı etki, sanki neşeli bir şarkı dinlemek ya da komedi filmi izlemek gibidir...Olumsuz düşünceler ise çok acıklı , kader kurbanı olmaktan bahseden bir şarkı dinlemek gibidir.  Sürekli olumsuz düşünceler yaratmak tüm yaşam enerjimizi alır götürür ve bedenimizi, ilişkilerimizi bozar.

Şimdi diyorsunuz ki bu dünyada yaşarken olumlu düşünebilmek ne mümkün. Olumlu düşünelim de herşeye duyarsız mı kalalım...Elbette hayır...Genelde olumlu düşünmek ve duyarsız kalmak birbiriyle karıştırılıyor.  Olumlu düşünmek duyarsızlık değildir.  Tam tersi, gücünü eline almak, başkalarının düşünceleri ile değil, kendi yarattığım düşüncelerle yaşamı sürdürmektir.  Özgürlüğüme tekrar sahip olmaktır.

Düşüncelerimi yönetmek, bana duygularımı, ilişkilerimi, zamanımı yönetme özgürlüğünü  tekrar kazandırır. 

Özgür olmak istemiyor muyuz...Biraz içimize çekilmek, ara vermek ve güçlenerek, tekrar yaşama devam etmek bizim elimizde...O halde frekansımızı içsel gücümüze ayarlamak için kendimize bir dakika sessizlik armağan ederek güne başlayalım.

24 Temmuz 2011 Pazar

Ertelememek...



Siz hiç beklemediğiniz bir anda sevgi dolu bir e-posta, bir telefon aldınız mı...Hani; sadece sesini duymak için aradım ya da seni düşündüm, bir mesaj atayım dedim, seni özledim diye başlar.  Bazen o kadar doğru bir zamanda gelir ki, bizi bir anda bambaşka bir noktaya taşır.

İçinde yaşadığımız dünyanın koşulları giderek ağırlaşıyor. Giderek birbirimizi çok daha az arar sorar olmadık mı sizce.  Hep meşgulüz, hep yetişilmesi gereken başka başka konular, başka işler var.  Önceliklerimiz hep başka.

Bazen işyerimizde sorunların zirveye çıktığı bir anda, gündelik hayatın sıkıntıları ile boğuşurken ya da kendimizi bıkkın, mutsuz hissetiğimiz bir anda sesini duymak için aradım, nasılsın diyen bir telefon hangimize iyi gelmez ki.

Bizde deriz ki; ben de seni arayacaktım, ben de çok özledim ama FIRSAT BULAMADIM...İlk fırsatta görüşelim, bir kahve içelim...Karşılıklı sözlerle vedalaşılır...Ama yine günlük koşuşturmalara dönülür ve biz yine ERTELERİZ aramayı, unuturuz...Hep ÇOK ÖNEMLİ işlerimizin peşinde koşturur dururuz.

Çok yakın bir arkadaşım, bir arkadaşını ısrarla iki yıl boyunca ayda bir kez düzenli aradı. Arkadaşı, hep çok meşguldü.  Arkadaşım galiba onu kırdım diye düşünmeye başladı, çünkü bir anlam veremiyordu: Bir insan bir telefon açmak için nasıl zaman bulamazdı.  Basit bir hatır telefonu insanın kaç dakikasını alabilirdi ki?

Hep erteliyoruz öyle değil mi? Bazen bir şeyleri söylemeyi o kadar çok erteliyoruz ki, aklımız başımıza geldiğinde o kişi hayatımızdan çıkmış gitmiş oluyor ve bazen yerine döndürebilmek de mümkün olamıyor.

Peki siz ne durumdasınız, aranacaklar listeniz her geçen gün biraz daha kabarıyor mu...Bilmem hiç düşündünüz mü  ama, birini aramak, mesaj atmak, onu düşündüğünüzü hissettirmek aynı zamanda bize de çok iyi gelecektir. Eh o zaman neden bekliyoruz ki ?








17 Temmuz 2011 Pazar

Gerçek Duyguyu Fark Edebilmek...


Bazen kendimizi öyle durumlarda yakalarız ki, inanamayız, gerçekten bu ben miyim diye sorgularız kendimizi. Söylemek istediğimiz sözler başka iken, bambaşka sözler dökülür dudaklarımızdan...Gereksiz bir öfke nöbetinin içinde buluruz kendimizi...Kimi zaman yapmak istemediğimiz bir şeyi yapmak zorunda kalırız ve kendimize ya da bunu yaptıran kişiye kızarız. Karşımızdaki kişi de anlayamaz, neden acaba durup dururken sinirlendi  diye tedirgin olur.

Geleceğimiz için,işimiz için, başarımız için, memleketimiz için, çocuklarımız için, ebeveynlerimiz için, sağlığımız, arabamız  için sürekli endişeleniriz.

Öfke, kırgınlık ya da kızgınlık şeklinde ortaya çıkan maskelemeler, acaba bizim gerçek duygularımız mıdır?

Kendimizi biraz geriye çekip, sakin bir şekilde kendimize bakmayı başarabildiğimizde, karşılaştığımız gerçek duygunun KORKU olduğunu fark edebiliriz.

Aslında yönetmemiz gereken duyguların  öfke, kızgınlık, kırgınlık değil, sadece ve sadece KORKULARIMIZ olduğunu fark edebilmek, pek çok sorunun üstesinden gelmemizi sağlayacaktır.

Peki bu korkularımızın ardında yeten temel nedenler neler olabilir acaba...Bizde endişe yaratan, kaygı duymamıza neden olan hangi düşüncelerimizdir sizce...

"Başaramadım yine, şimdi başkaları ne düşünecek, ben onsuz nasıl yaşarım"

Bu düşünceleri fark ettiğimizde, çözüme giden yolu yarılamışızdır.  Farkına varmak, çözüm bulmanın en önemli adımıdır.  Farkındalığımızı açığa çıkaracak en önemli aracımız da, kendimizle aramıza koyduğumuz mesafedir aslında