5 Şubat 2011 Cumartesi

Quanto Ti Ho Amato: Seni Ne Kadar Sevdim

"Dar orman yolunda ilerleyen arabada bir kadın ve bir erkek...Dışarıdaki muhteşem kış güneşi karların üzerinde pırıl pırıl parlamakta... Kadın çantasından güneş gözlüğünü çıkarıp takma ihtiyacı hissetti... Erkek hafiifçe gülümsedi, güneşe hiç bakamaz diye sessizce düşündü... Kadın onun tebessüm ettiğini fark etti, acaba ne düşünüyor diye kendi kendine sordu...
Artık o kadar az konuşuyorlardı ki, sormak içinden gelmedi...Evin ihtiyaçları, oğulları ile ilgili konular, aile büyüklerinin sorunları, tüm iletişimleri bunlarla sınırlıydı...

Birden arabanın içine o çok sevdiği şarkının melodisi doluverdi...
"Bana nasılsın diye sorsaydın, bana seni düşünüp düşünmediğimi sorsaydın, bildiğin gibi derdim...Ama soluk alamadan konusuyorum......Konuşmuyorum....... Konuşmuyorum ve sonra üzülüyorum...Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...Bilmiyorsun çünkü hiç söylemedim...Sana hic söylemedim, hiç söylemem...Sessiz kalsam da, sen anlarsın...Bana ne yapıyoruz diye sorsaydın, nereye gidiyoruz diye, rüzgarın götürdüğü yere derdim...Bulutlar nakış işliyorlar, başımda fırtınalar kopuyor...Gizli gökyüzü sensin, kelimelerin arasindan kaybolan...Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...Sana hic söylemedim, hiç söylemeyeceğim...Aşkta sözler değil, müzik çünki aslında konuşan..."

Ne çok severlerdi bu şarkıyı, ilk duyduklarında nasıl da etkilenmişlerdi... Geçenlerde okumayı çok sevdiği bir blogta bu kez de şarkı sözleri ile karşısına çıkmıştı...Kadının gözleri doldu, iyi ki gözlüğümü takmışım diye düşündü...İçinde giderek büyüyen, derinleşen yalnızlığına geri döndü...


Adam, bir yandan dünkü toplantıyı düşünüp, bir yandan da önündeki haftayı kafasında planlamaya çalışıyordu, ne şarkının ne de yanında oturan kadının içinde oluşan girdabın farkında değildi...Anlamıyordu, ama bir sorun vardı biliyordu...Çok çalışıyor, elinden geldiği kadar kadına her konuda destek olmaya çalışıyordu...Ama o da kendini çok yalnız hissediyordu...Ona her konuda destek olan, onu dinleyen, onu özleyen, yolunu gözleyen kadın gitmiş, yerine giderek kendinden uzaklaşan bir kadın gelmişti... Eve döndüğünde içinden konuşmak bile gelmiyordu...Erkek de içinde giderek büyüyen, derinleşen yalnızlığına geri döndü..."

Ne kadar klasikleşmiş bir öykü değil mi...Beraberlikler neden yıllar içinde yavaş yavaş "iki kişilik yalnızlıklara "dönüşüyor acaba...İlk aylarda duyduğumuz heyecanı, coşkuyu, özeni nasıl oluyorda yok ediyoruz acaba...Birbirini çok seven, birbirini görmeden bir gün bile geçiremeyen o olağanüstü çift, nasıl bu kadar birbirine yabancılaşıyor acaba...

"Önce o beni arasın,ilk adımı o atsın, ilk özrü o dilesin, o önce beni sevdiğini söylesin. Fedekarlığı hep ben yapıyorum, artık buraya kadar"
İlk adımı hep karşıdan beklemek, gerçek duygularımızı gizlemek, sürekli beklenti içinde olmak...

SUÇLAMAK...BEKLEMEK...SUÇLAMAK...BEKLEMEK...SUÇLAMAK...BEKLEMEK...
ve sonuç; buharlaşıp, yok olan duygular, derinleşen yalnızlıklar...
Kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı anlatırken nasıl bir dil kullanıyoruz acaba...
"Yeter artık bıktım bu özensizliğinden, herşeyi ihmal etmenden" Bu bir dile geliş tarzı, suçlayıcı...Sen dili kullanılarak anlatılan duygular...Karşımızdaki insanın kalkanlarını kaldırtan, iletişimi kapatan.
"İşin nedeniyle bize zaman ayıramaman beni çok üzüyor, incitiyor, artık beni sevmediğini düşünüyorum"Burada ise kendi duygularımızı dile getiriyoruz, durumdan nasıl etkilendiğimizi anlatıyoruz. Suçlamıyoruz...Ben dili kullanarak duygularımızı paylaşıyoruz. İletişimin sürmesini sağlıyoruz...
Bazen sezgilerimizi kullanmak söylenemeyenleri duymamıza, olayların ardındaki gerçeği görmemize yardımcı olur mu acaba...Beklentilerimizi dile getirirken zaman zaman kendimize dönüp bakmak, ben nasıl davranıyorum diye düşünmek, olayları mesafeli duruşla değerlendirmek işe yarar mı acaba...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder