27 Şubat 2011 Pazar

Tek Başına...

"Genç kadının telefonu çaldı, ekrandaki adı görünce derin bir iç geçirdi.  Bir an için acaba açmasam mı diye düşündü.  Şu anda hiç kimseyle konuşacak güçte hissetmiyordu kendini...

İş yerinde çok kötü bir gün geçirmişti. Telefonu açmadı,  o çok sevdiği kitapçıya doğru yürüdü, biraz kitap karıştırmak, belki bir kaç cd almak ona herzaman olduğu gibi iyi gelecekti...
Kitap raflarının arasında dolaşırken telefonu yine çalmaya başladı, arayan aynı kişiydi, bu sefer açtı telefonu.
Telefondaki ses, moralinin çok bozuk olduğunu, acaba buluşup bir kahve içsek diyordu.Genç kadın bir an duraksadı ve başka bir planı olduğunu söyledi ve telefonu kapadı.  Aldıklarını parasını ödeyerek kitapçıdan çıktı...Köşedeki kafeye gidip oturdu, neden böyle yaptım diye düşündü...

O kadar alışıkdı ki herkesin derdini dinlemeye, herkesin yardımına koşmaya, verdiği tepkiye kendisi de şaşırmıştı...Ama son günlerde yaşadığı bir olay onu çok etkilemişti.  Yaşamında ilk kez kendine ağır gelen, çözmekte zorlandığı bir durumla karşı karşıya kalmıştı.  Kendini dinleyeceğini, en önemlisi anlayabileceğini düşündüğü bir arkadaşına durumunu anlatmıştı...Ancak anlatırken acı bir şekilde aslında karşıdakinin kendini gerçekten anlamaya çalışmadığını, bir takım kalıplaşmış sözlerle durumu geçiştirdiğini fark etti...Oysaki o arkadaşı ne zaman kendini kötü hissetse kendisini arar saatlerce anlatır,anlatır,anlatırdı...

Son günlerde kendini çöp kovası gibi hissetmeye başlamıştı...İnsanlar onu arıyorlar, ona geliyorlar içlerinde ne varsa boşaltıyorlar, ancak kendisi içini boşaltmak istediğinde kendisini gerçekten dinleyecek tek bir kişiyi bile bulamıyordu...

Ne çelişki diye içinden güldü, kahvesinden kocaman bir yudum aldı, senin için sadece sen varsın, kendine iyi davran, özen göster ve kimsenin seni bir çöp kovası gibi kullanmasına izin verme diye yazdı, yeni aldığı defterine..."

Yaşamdaki rollerimiz bize bazen farklı farklı görevler yükler...Kimimiz ailemizin temel direğiyizdir, ne zaman bir sorun olsa önce bize müracaat edilir, yetiş diye aranırız...Kimimiz işyerinde sorun çözücü, birleştirici ya da dengeleyici roller üstleniriz...Evlilikler ya da ilişkilerimizde hep sağduyulu olan taraf oluruz...Anne veya baba olarak çocuklarımızla olan ilişkilerimizde her zaman daha çok sorumluluk üstleniriz...

Örnekleri çoğaltmak mümkün...Peki sizin rolünüz nedir...Bu rolün getirdiği görevlerden sıkıldığınız oluyor mu...Yeter artık, birisi de benim sesimi duysun, yükümü azaltsın, beni anlasın, bir kere de bana anlayış göstersin dediğiniz oluyor mu?

Sizin de zaman zaman şımartılmaya, özen gösterilmesine, anlayış beklemeye, dinlenilmeye ihtiyacınız olmuyor mu?

Peki siz kendinize özen gösteriyor musunuz, kendinize zaman ayırıyor, kendinizi arada sırada şımartıyor musunuz? Bazen size en yakın olan bile sizi duymaya bilir, duysa da anlamaya bilir, anlasa da çözüm getiremeye bilir...O zaman iş yine başa düşüyor değil mi...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Bağımsızlığa Doğru...


Kişisel tarihimizde bağımsızlığımızı ilan ettiğimiz günlerimiz vardır.  Bunlar bizim yaşamımızdaki köşe taşlarını oluştururlar.  Zaman zaman içten içe hazırlandığımız, zaman zaman ise bir anda karar verip eyleme geçtiğimiz günlerdir bunlar... 

Karar vermek, harekete geçmek bazen bize zor gelebilir.  Ne yapmamız, nasıl davranmamız gerektiğini çok iyi bilmemize rağmen, alışmış olduğumuz düzenin güvenli limanından çıkmak çok zor olabilir.  Her zaman yanı başımızda, başımıza gelen herşey için suçlanacak olaylar, durumlar, kişiler vardır...

Çok mutsuzum, eşim/sevgilim beni anlamıyor, bana yeterince ilgi göstermiyor...
İşimi hiç sevmiyorum, ama ne yapabilirim, ödemem gereken faturalarım var ...
Kendime hiç güvenmiyorum, sürekli endişelerim var, ama ne yapabilirim, annem, babam beni yeterince sevmediler, kollamadılar...
İçim öfke dolu, en ufak bir olayda patlıyorum, kimse beni anlamıyor...
Çocuklarım için herşeyden vazgeçtim, ama şimdi onlar benim yaptığım fedekarlığın farkında bile değiller...
Onu çok sevmiştim, ama beni aldattı, kimseye güvenemiyorum...
Kimse benim değerimi anlamıyor, kimse beni görmüyor...

Hepsi çok geçerli gerekçeler değil mi !!!!!!!!!!!!!

Yoksa bunlar sığındığımız güvenli limandan çıkmamak için attımız çapalar mıdır acaba ...

Lütfen kendinize sorun ve cesaretle kendinizle yüzleşin...

Bugünü yeniden doğuş günü ilan edelim...

Kendinize güzel bir çay demleyin ya da mis kokulu bir kahve yapın, sakin bir köşe seçin, en sevdiğiniz müzik eşliğinde bağımsızlığın ilk adımlarını atın...

Gözlerinizi kapatın, attığınız çapalara tek tek odaklanın...Önce anne ve babanızdan başlamak üzere, üzerinizde iz bırakan tüm kişileri, durumları, olayları özgür bırakın...Zihninizdeki çapaları teker teker çıkarın...

Onları acı ve üzüntü ile değil sevgi ile hatırlayın, çünkü onlar sizin en bilge öğretmenlerinizdir... 

Unutmayın siz onların etkisinden kurtuldukça gerçek anlamda bağımsız olacaksınız...

Simurg'un öyküsünü hatırlayın ve  kendinizi yeniden yaratın...

15 Şubat 2011 Salı

Bilmek...Olmak


Sizin hiç kendinizi unuttuğunuz oldu mu ? Sadece yaşamınızda ki olumsuzluklara odaklandığınız, sürekli ben bunu hak etmedim, neden ben, neden ben diye kendinizi sorguladığınız zamanlar oldu mu ... Pek çok kere değil mi ?
Peki en son ne zaman kendinize güzel bir şeyler söyleniz, kendinizi onayladınız...Sabah aynaya baktığınızda gözlerinize dikkat edin lütfen...Yaklaşın aynaya ve gözlerinize dikkatlice bakın...
Ne söylüyor size...Nasıl bakıyor...Kızgınlık, kırgınlık, endişe mi var acaba...Yoksa sevgi, şefkat, onaylama mı var acaba.
Genellikle bize öğretilen düşünme kalıplarında kendini sevmek bencillikle özdeşleştirilir. "Çok egoist, sadece kendini düşünür" Bunlar çevremizde sıklıkla duyduğumuz eleştiri cümleleridir.
Ya da " çok fedakardır, sürekli başkaları için koşturur." gibi övgü cümleleri.
Unutmayın fedaKAR olmak, KAR elde etmek için kendinini FEDA etmek anlamına da gelir.
Kendini önemsemek, kendinle zaman geçirmek ve en önemlisi kendini sevmek bencillik midir sizce ? Yoksa tam tersi kendinizi fark etmek, sahip olduğunuz gücünüzü açığa çıkarmak için bir fırsat mıdır acaba ?
Siz kendi kendinizin en değerli arkadaşısınız. Bir gün an gelir, çevrenizdeki herkes sizden uzaklaşabilir. Sizi asla yalnız bırakmayacak olan içinizdeki sizdir. O hep bekler hatırlanmayı,
size güç vermeyi...
Unutmayın özsaygısı olmayan insanlar başkalarına saygı duymazlar, kendini sevmeyenler başkalarını sevemezler.

10 Şubat 2011 Perşembe

5 Şubat 2011 Cumartesi

Quanto Ti Ho Amato: Seni Ne Kadar Sevdim

"Dar orman yolunda ilerleyen arabada bir kadın ve bir erkek...Dışarıdaki muhteşem kış güneşi karların üzerinde pırıl pırıl parlamakta... Kadın çantasından güneş gözlüğünü çıkarıp takma ihtiyacı hissetti... Erkek hafiifçe gülümsedi, güneşe hiç bakamaz diye sessizce düşündü... Kadın onun tebessüm ettiğini fark etti, acaba ne düşünüyor diye kendi kendine sordu...
Artık o kadar az konuşuyorlardı ki, sormak içinden gelmedi...Evin ihtiyaçları, oğulları ile ilgili konular, aile büyüklerinin sorunları, tüm iletişimleri bunlarla sınırlıydı...

Birden arabanın içine o çok sevdiği şarkının melodisi doluverdi...
"Bana nasılsın diye sorsaydın, bana seni düşünüp düşünmediğimi sorsaydın, bildiğin gibi derdim...Ama soluk alamadan konusuyorum......Konuşmuyorum....... Konuşmuyorum ve sonra üzülüyorum...Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...Bilmiyorsun çünkü hiç söylemedim...Sana hic söylemedim, hiç söylemem...Sessiz kalsam da, sen anlarsın...Bana ne yapıyoruz diye sorsaydın, nereye gidiyoruz diye, rüzgarın götürdüğü yere derdim...Bulutlar nakış işliyorlar, başımda fırtınalar kopuyor...Gizli gökyüzü sensin, kelimelerin arasindan kaybolan...Seni ne kadar sevdim, ne kadar seviyorum bilmiyorsun...Sana hic söylemedim, hiç söylemeyeceğim...Aşkta sözler değil, müzik çünki aslında konuşan..."

Ne çok severlerdi bu şarkıyı, ilk duyduklarında nasıl da etkilenmişlerdi... Geçenlerde okumayı çok sevdiği bir blogta bu kez de şarkı sözleri ile karşısına çıkmıştı...Kadının gözleri doldu, iyi ki gözlüğümü takmışım diye düşündü...İçinde giderek büyüyen, derinleşen yalnızlığına geri döndü...


Adam, bir yandan dünkü toplantıyı düşünüp, bir yandan da önündeki haftayı kafasında planlamaya çalışıyordu, ne şarkının ne de yanında oturan kadının içinde oluşan girdabın farkında değildi...Anlamıyordu, ama bir sorun vardı biliyordu...Çok çalışıyor, elinden geldiği kadar kadına her konuda destek olmaya çalışıyordu...Ama o da kendini çok yalnız hissediyordu...Ona her konuda destek olan, onu dinleyen, onu özleyen, yolunu gözleyen kadın gitmiş, yerine giderek kendinden uzaklaşan bir kadın gelmişti... Eve döndüğünde içinden konuşmak bile gelmiyordu...Erkek de içinde giderek büyüyen, derinleşen yalnızlığına geri döndü..."

Ne kadar klasikleşmiş bir öykü değil mi...Beraberlikler neden yıllar içinde yavaş yavaş "iki kişilik yalnızlıklara "dönüşüyor acaba...İlk aylarda duyduğumuz heyecanı, coşkuyu, özeni nasıl oluyorda yok ediyoruz acaba...Birbirini çok seven, birbirini görmeden bir gün bile geçiremeyen o olağanüstü çift, nasıl bu kadar birbirine yabancılaşıyor acaba...

"Önce o beni arasın,ilk adımı o atsın, ilk özrü o dilesin, o önce beni sevdiğini söylesin. Fedekarlığı hep ben yapıyorum, artık buraya kadar"
İlk adımı hep karşıdan beklemek, gerçek duygularımızı gizlemek, sürekli beklenti içinde olmak...

SUÇLAMAK...BEKLEMEK...SUÇLAMAK...BEKLEMEK...SUÇLAMAK...BEKLEMEK...
ve sonuç; buharlaşıp, yok olan duygular, derinleşen yalnızlıklar...
Kırgınlıklarımızı, kızgınlıklarımızı anlatırken nasıl bir dil kullanıyoruz acaba...
"Yeter artık bıktım bu özensizliğinden, herşeyi ihmal etmenden" Bu bir dile geliş tarzı, suçlayıcı...Sen dili kullanılarak anlatılan duygular...Karşımızdaki insanın kalkanlarını kaldırtan, iletişimi kapatan.
"İşin nedeniyle bize zaman ayıramaman beni çok üzüyor, incitiyor, artık beni sevmediğini düşünüyorum"Burada ise kendi duygularımızı dile getiriyoruz, durumdan nasıl etkilendiğimizi anlatıyoruz. Suçlamıyoruz...Ben dili kullanarak duygularımızı paylaşıyoruz. İletişimin sürmesini sağlıyoruz...
Bazen sezgilerimizi kullanmak söylenemeyenleri duymamıza, olayların ardındaki gerçeği görmemize yardımcı olur mu acaba...Beklentilerimizi dile getirirken zaman zaman kendimize dönüp bakmak, ben nasıl davranıyorum diye düşünmek, olayları mesafeli duruşla değerlendirmek işe yarar mı acaba...